Ahmet BalatRöportaj

Cem Batu: “Kendinizi geliştirin, derinleştirin!” – Röportaj

Dijital reklamcılık ve iletişim sektörlerinin başarılı isimlerini konuk olarak alacağım uzun soluklu röportaj serimin ilkiyle karşınızdayım!

Röportaj serime, başarılı kariyeri ve ortaya koyduğu işlerle reklamcılık sektörünün duayen isimlerinden birisi olan Cem Batu ile başlıyorum.

Öncelikle beni kırmadığı için ve röportaj teklifimi kabul ettiği için Cem Abiye çok teşekkür ediyor ve sizleri bu keyifli röportajla baş başa bırakıyorum! 🙂

1) 2017’de Amerika’ya taşındın. Sektörel anlamda orada bir girişimin oldu mu? Aklında neler var?

2017 sonunda geldim. Vize başvuruları, resmi işler, green card vs zaten ciddi bir süreç aldı. Burada asıl zor olan o vizeyi ve green card’ı vs alabilmek zaten. Dolayısı ile uzunca bir zaman resmi olarak bi’ şey yapabilme durumum pek yoktu. Bu dönemi de tamamen kendimi geliştirmeye adadım. Bireysel olarak (aile olarak çocuğumuzun geleceği için bu kararı almıştık aslında) buraya gelişimdeki önemli sebeplerden biri de kendi sınırlarımı test etmek, kendimi yeniden keşfetmek ve programlamak, bariyerlerimi ve kalıplarımı yıkarak gelişime odaklanmak isteğimdi. Bu gelişim döneminde global pazarda bazı markalara danışmanlık verdim. Öğrendiklerimi pratiğe dönüştürmek için fırsatlar yarattım. Yakında bi’ şeylere girişeceğim, duyulur zaten. Şimdilik aklımda kalmaya devam etsin eğer seni kırmış olmazsam.

2) Dijital pazarlama, sosyal medya falan… Abi bu işler Amerika’da nasıl ilerliyor? 🤔

Fikir ve yaratıcılık anlamında bizden ileride değiller. Genel olarak dijital pazarlamaya yaklaşımları ise Türkiye’dekinden çok daha farklı. Arada ciddi bir uçurum var. Burada her şey data, test, geliştirme – iyileştirme, ispat, araçlar, sistem entegrasyonları, müşteri deneyimi vs. üzerine. Daha sistematikler, daha çok pazarlama aracı kullanıyor ve entegrasyona çok önem veriyorlar. Her şeyin ayrı bir uzmanı olacak kadar derinler birçok konuda. E-Ticaret Ana Sayfa Deneyim Uzmanı diye titr var, öyle düşün! Datayı bilgi ve içgörüye dönüştürme, bu çıktılar ile de değer katan deneyimler geliştirme konusunda açık ara iyiler.

Sosyal medyada ise bizden önde olduklarını düşünmüyorum. Sadece yine araçları bizden çok daha efektif kullanıyorlar ve ayıptır söylemesi bir sürü hinlik biliyorlar.

İçerik pazarlaması konusunda ise aramızda bayağı uçurum var. Değerli içerik üretme konusuna cidden çok vakit ayırıyorlar ve sadece yaratıcılığa değil, fonksiyonel faydalarına da odaklanarak geri dönüşleri harika ve uzun vadeli olan içerikler yaratıyorlar ve devamlı testlerle optimize ediyorlar. Bu konuda dürüstçe söylemek gerekirse çok çalışmamız gerekiyor yetişebilmek için.

Çalışma sistematiklerimiz de çok farklı. Adamlar gereken zamanı ve kaynağı, gerektiği şekilde ayırıyorlar. Bizim Türkiye’de 2 haftada yaptığımız iş, burada 6 ayda çıkıyor. Dolayısıyla da çok daha efektif ve uzun vadeli çözümler üretmiş oluyorlar. Bunun yanında da fıstık gibi hayatlarını yaşıyorlar. O web sitesini online etmek için sabahlamalarına gerek kalmıyor, sporlarını da yapıyorlar, kendilerine vakit de ayırıyorlar vs. Bunu gördükten sonra geçmiş 20 yılım için içimi bir hüzün kaplamadı değil ne yalan söyleyeyim. 🙂 Çünkü hem işin çıktısı daha iyi, hem herkesin elde ettiği fayda daha yüksek, hem de bir hayatları var. Ah.

3) Çook klişe bir soru biliyorum ama sence Türkiye’den neden bir Facebook çıkmıyor? Hadi Facebook’u geçtim, bu zaten uçuk bir düşünce ama hala kendi profesyonel arama motorumuzu bile doğru düzgün yapamadık. Ülke olarak dijitalde neden uluslararası projeler çıkaramıyoruz? İyi bir start-up çıkarabilmek için illa San Francisco’ya mı gelmemiz gerekiyor?

Bu çok geniş bir konu. Yine de aklıma ilk gelenleri yazayım. Kendi gözlemime göre iyi bir start-up için doğru zaman, doğru yer, anlamlı ve faydalı fikir, uygulama ve doğru kişilerin aynı anda bir arada olması gerekiyor. Neden Türkiye’den çıkmadığını bir önceki cümleyi bir daha okuyarak anlamak mümkün sanırım. 🙂

San Francisco yapı itibariyle bunları aynı anda bulabileceğiniz bir ortam olduğu için tabii ki avantajları büyük. Ayrıca hedef pazarın büyüklüğü ve sunduğu imkanlar da çok önemli. Amerika’da bi’ şey yaptığınızda 300 milyon kişilik bir pazardan söz etmek mümkün ve büyüme ivmesi daha kolay yakalanabiliyor. Türkiye’de ise maalesef böyle bir büyüklükten bahsetmek ve anlamlı bir büyüme ivmesi yakalamak cidden zor.

Diğer önemli bir konu da yatırımcı konusu. Türkiye’deki yatırımcılar, özellikle tohum yatırımda, hem ellerini korkak alıştırıyorlar, hem de kısa dönemli getiri bekliyorlar. Amerika’da böyle bi’ şey yok. Adamlar en az 10 yıllık bir vizyonda düşünüyor. Amerika’da birçok büyük firma hala kâr etmiyor aslında, büyüme için ekstra maliyetlere katlanıyorlar bilinçli bir şekilde ve bundan yatırımcılar da memnun. Bugünün 5 lirası için yarının 100 lirasını heba etmiyorlar yani. Yatırım miktarları da Türkiye’dekinden çok farklı. Burada 100.000 dolar seed yatırım aldığında, fikrin çok iyi değilmiş gibi bir izlenim oluşuyor. Dolayısı ile bu tip yatırımları dillendirmeyip, soranlarada family & friend deyip geçiştiriyorlar. Türkiye’de kaç startup tohum yatırım olarak bu parayı görmüştür bilemiyorum.

Bir başka konu ise yaklaşım. Türkiye’de bir girişimdeki temel amaç kendi işimi yapayım, hemen para kazanayım hop dünya çok güzel olsun oluyor genelde. Burada girişimin ana odağı ise ‘fayda’. Bu yüzden Amerika’daki elevator pitch’ler ile, Türkiye’dekiler arasında ciddi bir fark var. Öğretilmiş bir çaresizlikle bir problem yazılıyor ve çözümü benim uygulamamda deniliyor. Büyüme potansiyeli olan faydayı maalesef ya pas geçiyoruz, ya da yeterince net aktaramıyoruz genelde. İşi son tüketiciye anlatırkenki kısımda da genel paketlememiz bu yüzden efektif olmuyor. Amerika her şeyi çok basit yapıp anlattığı için birçok konuda daha başarılı oluyor. Faydaya ve onu mükemmelleştirmeye odaklan, bu kadar basit aslında. O fayda kısmını kaçırdığı için MVP’sine 25 fonksiyon koymaya çalışıyor insanlar. Tabii ki sonu hüsran oluyor. 1 fonksiyonun olsun, faydası net olsun.

Bir de bir ülkenin gündemi, durumu, uğraştıkları nedir diye bakmak lazım. Türkiye’deki gündemde şu anda teknoloji, bilim, yaratıcılık, fayda falan konuşulacak bir durumda değil. Bunlarla ilgili aksiyonda alınmıyor. Eğitim sistemi zaten memnun memur yetiştirme odaklı. Oysa Amerika’da okullar artık tamamen girişimci yetiştirmeye odaklı sisteme döndü. Harvard sen okulu bitir bile istemiyor olabilir. Google falan da artık üniversite şartı aramayacağını duyurdu falan. Yani gündem, zihniyet, vizyon, eğitim; bunlar cidden çok önemli konular.

Mesela Udemy şu an bildiğim kadarı ile dünyanın en büyük online eğitim platformu. Turkiye’de deneyip battılar. Sonra San Francisco’ya gelip 3-4 yıl sonra tekrar denediler ve bugünlere geldiler. Sadece San Francisco’ya gelişleri değil mesela, doğru zaman anlamında 3-4 yıl beklemiş olmaları da bunda bir etken bence. Kurucularından Eren Bali, bir röportajinda Türkiye’ye şu an açılma planlarının olmadığını, Türkiye’nin bu anlamda üçüncül öncelikte olduğunu söylüyor. Bu da Türkiye’deki büyüme ivmesinin tatminkâr olmadığının bir kanıtı gibi aslında, başka açılımlara daha fazla önem vermek zorunda kalıyorlar.

Ama illa Amerika’da olacak diye bir kavram yok. Türkiye’den de Yemeksepeti, birçok mobil oyun ve pazarlama otomasyon start-up’ları başarılı bir şekilde çıktı aslında. Birçoğu gerçekten de zor olanı başardı bu anlamda. Şunu da ekleyeyim, özellikle mobil oyun konusunda bence Türkiye pazarı bir cennet.

4) Yıllar geçtikçe tüketici davranışları da değişiklik gösteriyor. Dünya hızla değişiyor. Değişim hızlandıkça yapay zeka ile çalışan sistemler, sürücüsüz arabalar, atlayan zıplayan robotlar derken tüm dünyada dijital evrim süreci sence nereye doğru gidiyor? Korkmalı mıyız yoksa sevinmeli mi?

Kesinlikle korkmalıyız. İnsanı ve insanlık tarihini okuyan anlayan herkes bunu söyleyebilir. Einstein çok cici tontiş bir bilim adamıydı. Onca teorem, ispat, kara delik, izafiyet, görelilik falan… Sonuç atom bombası oldu. AI da eminim başta çok iyi gelecek, yarı biyonik insanlar ile birçok şey daha iyi olacak, engeller ortadan kalkacak. Ya sonrası?

Şöyle sorayım: şu an yeryüzünde AI yerleşmiş olsaydı, sence bütün dünyaya el koyar mıydı koymaz mıydı? Yeterince zekiyse, yapardı.

Matrix, I Robot, Ex Machina, Transcendence gibi filmler bunu çok iyi anlatır aslında. Makine dediğin şey causality, yani nedensellik üzerine mantık yürütür. Sebep ve sonuç ilişkisi içersinde en mantıklı olan denklemi bulur ve çözümünü buna bağlı kalarak üretir, uygular. Öğrenme yapısı bu şekildedir. Oysa insanı ayıran seçimleridir. Aklı ile kalbi arasındaki savaştır insan. E sen simdi kalbi olmayan bir zeka yaratırsan ve öğrenmesi sebep-sonuç ilişkisine bağlı olursa… Gerisini sen düşün.

Keske WALL-E olsa sonuç, ama oyle değil iste maalesef.

5) Cem Batu’yu ilerleyen yıllarda Türkiye’de yeni, başarılı bir projenin başında tekrar görecek miyiz?

Başarılı olur mu bilmem ama tabii ki ne yaparsam yapayım mutlaka bir şekilde Türkiye ayağı olacaktır. Ben Türkiye’ye aşık bir adamım. İddia ediyorum, öyle bir coğrafya ki dünyada eşi benzeri yok. Ama işte… Neyse. Her şey çok güzel olacak inşallah!

WPP satışından dolayı önümüzdeki nisana kadar Türkiye’de reklam yasağım var (competition agreement dedikleri nane). Nisandan sonra zaten her şekilde ve bir şekilde ismim sektörde yeniden duyulmaya başlanacaktır elbette.

Tamamen dönüş de olabilir bir gün (her ne kadar oğlumun geleceği için burada eğitimini tamamlamasını istesem de). Hayat bana hiçbir şey için büyük konuşmamayı efsane sekilde öğretti. 🙂 Rahat olmak ve kalıplarımızdan, bariyerlerimizden, korkularımızdan sıyrılmak lazım. Orada veya burada fark etmez, değer üretmeye çalışmak lazım. Umarım değer üretmeyi başarabilirim.

6) Cem Batu rock müziğe ezelden beri ilgi duyuyor. E o zaman bize 5 şarkılık bir playlist gönderir. Çünkü gerçek bir rockerlık bunu gerektirir! 🤘🤘

Rak mak değil ama, senin için, sana özel hazırladım, araya sürprizler de attım; gençliğimi bırakıyorum şuraya…

Güncellemeye devam edeceğim listeyi! Shuffle ile dinlemek en güzeli olur bence.

7) Kariyerin boyunca sayısız ödül aldın, yıllarca konuşulacak başarılı işlere imza attın. Böylesine başarılı bir ismin biz genç dijitalcilere tavsiyeleri neler?

Çok çalışın. Başka yolu yok. Artık her şeyi online öğrenmek mümkün. Araştırın bulun ve mümkün olduğunca pratik yapın. Hiç ama hiç boş kalmayın. Kendinize vakit ayırmayın demek değil bu. Ben o hatayı yaptım, siz yapmayın. Sadece cidden boşa vakit geçirmeyin. Vakit nakittir sözü, mekan ve zaman bağımsız, muhtemelen yeryüzündeki en anlamlı sözlerden biri.

Çevrenizde de sizi yükseltecek (her anlamda: enerjinizi, vizyonunuzu, hayata karşı duruşunuzu, sevginizi, empatinizi, algınızı vs) insanlar olsun. Kalanı ile 5 dakikanızı bile harcamayın.

Bir de networking denilen şu sahte olayı yapın. Hatta buna vakit ayırın ve bir strateji oluşturun. Ben hiç yapmadım (müşterilerimle yemek bile yemezdim) ve bunun hata olduğunu öğrendim bu yaşımda. Maalesef dünya böyle işliyor. Dünyaya kafa tutmanın anlamı yok. Ama sakın kendinizi kaptırıp bunun sahte olduğunu unutma gafletine düşmeyin.

Ha bir de, customer experience ve data data data! Her ne yapıyorsanız yapın, o işin data analizi ve müşteri deneyimi haritası konusunda kendinizi geliştirin, derinleştirin.

8) 3 kitap, 3 de film tavsiyesi alalım 📚

Cem Akaş – 7
Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi – Âmâk-ı Hayal
Marcu Aurelius– Meditations
Philip K Dick – Tüm Hikayeleri

Waking Life
Mr. Nobody
Into the Wild

9) Son soru, abi sence her şey çok güzel olacak mı? 😎
Rahmetli babuşum derdi ki; ‘Oğlum, cevabını bildiğin soruyu sorma’.

İlgili Makaleler

6 Yorum

  1. Öncelikle bu verilen bilgiler için teşekkürler:) Merak ettiğim bir çok konu hakkında bilgi alma fırsatı buldum. Sorulara verilen yanıtlar derinlemesine ders çıkaracağım konulara değinmekte. Keyifle okudum. Bilgi ve deneyimlerini aktardığı için Cem Bey’e teşekkür ederim:)

  2. Harika bir röportaj olmuş elinize sağlık özellikle Cem beyin yapay zeka sorusuna verdiği cevapları çok beğendim. 🙂

  3. Şarkıların hepsi çok güzel 😊 Kitapları da en kısa zamanda okumak istiyorum. Röportajlarınızın devamı gelsin lütfeeeeen

  4. cemi uzun süredir takipteyim. reklamcılık sektöründe önemli işler yaptı. umarım döner ve kaldığı yerden devam eder

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı